highlander

Her Eylemin öncesinde yatan bir sebep olduğu için insanın özgür
olmadığını söylerler. Oysa insan her daim “şimdi”nin içinde hareket
eder ve “şimdi” zamanın dışındadır geçmiş ile gelecek arasındaki bir
bağdır sadece. Bu sebeple “şimdi”nin içinde insan her zaman
özgürdür. Gelecek için endişe etmeyin, çünkü gelecek diye bir şey
yoktur.Sadece şimdi vardır , onun için yaşayın ve şimdinin içinde
iyiyseniz sonsuza dek iyisiniz demektir. İnsanlar yalnızca acıyla
büyür. Bunun farkında olmak ve başa gelen talihsizliği kabul etmek
iyidir böylece insan isteyerek sırtlandığı yükleri hafifletir. Yaşamın
bedende değil de ruhta olduğunu fark ettiğinizde artık ölüm yoktur,
sadece bedenden kurtuluş vardır.Ruhumuzda ölümün ötesinde bir şeyler
görürüz. Zihninizde neyin bedensel olmadığını ayıklayın o zaman
içinizde neyin ölümsüz olduğunu anlayacaksınız. Yaşamınızda hoşnut
olmama hakkımız yoktur. Yaşamdan hoşnut değilsek bunu kendimizden
hoşnut olmamak için bir sebep olarak görmeliyiz.

There’s no time for us
There’s no place for us
What is this thing that builds our dreams,
Yet slips away from us?
Who wants to live forever?
Who wants to live forever?
Oh, oh.
There’s no chance for us
It’s all decided for us
This world has only one sweet moment set aside for us
Who wants to live forever?
Who wants to live forever?
Oh, oh.
Who dares to love forever?
Oh, oh, when love must die
But touch my tears, with your lips
Touch my world, with your fingertips.
And we can have forever
And we can love forever
Forever is our today
Who wants to live forever?
Who wants to live forever?
Forever is our today
Who lives forever anyway?
Besteciler: Brian May / Michael Kamen

guerilla

guerilla an action form momentum momenta form character soul which mean divide as you can divide multiple as you can multiple so it is related with dimensions and quark or you may say divide as you can divide multiply as you can multiply

lets say division is an illussion waking dream multiple is also same

demomentum

demomentum

demateryalize olmak kelimesi için ruhlaşmak türkçe kelimesin öneriyorum aslında sadece ruhun olduğunu biliyoruz adnan oktarın bir paragrafında ruhu anlayan her alemde rahat eder gibi bir metin vardı madde tartışmalı hatta yok diyordu dolayısıyla demateryalization aslında ruhlaşmak oluyor demateryalize ruhi hatta ruhi su 🙂

ruh nefes nur esas varoluş

su da günlük dilde ruh

ruhi ruh gibi oluyor hani tüm gerçekler öte alemdedir gibi

su
Huy, yaradılış : Suyuna göre davranırsan kötülük yapmaz.

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
ruhinur da güzel bir ifade

nur yüzlü aydınlık yüzlü manasında

ruhittin tin tin de ruh demek bu da güzel bir ifade ruhiddin formunda da gördüm

ruhiye kelimesi hiç arapça bilmeyen ben için haleti ruhiye ile mana buluyor bu aslında ruh haline geçme yani demateryalize olma maddeyi aşma oluyor şimdi farkettim dahiliye neyse ruhiye de o yani dilin icabı de nada ne ise o

masscollabs

selam ve dua ile

ifrit the shining lâmia

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/ifrit ifrit ifrat tefrit fırat hepsi şeytani depresif hastalıklı ruh halleri oluyor bakınız The Shining movie

The Shining kelimesi için

lâmia

Köken : Arapça

Söyleyiş : (lâ:mia)

Anlam : Parlayan, parıldayan, parlak.

kelimesine bakabilirsiniz ki bu aslında şu demektir

Bunun dışında ortak bir ifade lâmia ve şahmaran şimdi mitoloji denebilir belki Türkan Şorayın oynadığı ve benim sinemada izlediğim filmde görebileceğimiz karakter varoluş form ve lâmia imajinasyonları

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/%C5%9Fahmaran

şahmaran Kelime Kökeni

Fa şāhmārān شاه ماران yılanlar kralı § Fa şāh شاه kral Fa mārān ماران [çoğ.] yılanlar (Fa mār مار yılan Avemairyâ öldüren, katil, yılan  şahmarpuç

Tarihte En Eski Kaynak

Önemli Not: Bu kaynak kayıtlara geçmiş ve bu kelimenin kullanıldığı yazılı ilk kaynaktır. Kullanımı daha öncesinde sözlü olarak veya günlük hayatta yaygın olabilir.

Kelime Kökeni

Farsça şāhmārān شاه ماران  “yılanlar kralı” sözcüğünden alıntıdır. Farsça sözcük Farsça şāh شاه “kral” ve Farsça mārān ماران  “yılanlar” sözcüklerinin bileşiğidir. (NOT: Farsça sözcük Farsça mārمار  “yılan” sözcüğünün çoğuludur. Farsça sözcük Avesta (Zend) dilinde mairyâ “öldüren, katil, yılan” sözcüğü ile eş kökenlidir. ) Daha fazla bilgi için şahmarpuç maddelerine bakınız.

Ek Açıklamalar

Karş. Sanskritçe māraka (öldüren, katil, veba, atmaca) < mriyáte (öldürmek).

Etiketler: Yeni FarsçaBileşik kelimeYeni FarsçaYeni Farsçaçoğul/çokluk haliTüremeYeni FarsçaEşkökenlilikAvesta kategori veya etiketlerine bağlıdır.
bunları görünce habil ve kabil hikayesine gidiyor insanın aklı doğal olan olması gereken bilinç de bu çünkü hiçbir ontolojik varoluş Allahın hükmünün dışında değil mitolojiyi de böyle incelemek lazım idrāk etmek lazım
Medusa karakteri ve Ben Ten çizgi filmindeki http://villains.wikia.com/wiki/Frightwig Frightwig karakteri aynı karakter olup imajinasyonları aşağıdaki gibidir ki yine şeytanın imajinasyonu oluyor

Nur Kelime Kökeni

Ar nūr نور [#nwr msd.] ışık, ışıma Aram nūr/nūrā נוּר ateş Akad nūru/nīru a.a.

Tarihte En Eski Kaynak

nur [ (1300 yılından önce) ]
nurani [ ÖM (1437) : …ola şemˁi gönlünüŋ Hakkuŋ lutfiyle nūrānī ]
nurlanmak “aydınlanmak” [ Meninski, Thesaurus (1680) ]
nurulayn “[Ar nūru-l-ˁayn نور العين] göz nuru” [ Meninski, Thesaurus (1680) ]

Önemli Not: Bu kaynak kayıtlara geçmiş ve bu kelimenin kullanıldığı yazılı ilk kaynaktır. Kullanımı daha öncesinde sözlü olarak veya günlük hayatta yaygın olabilir.

Kelime Kökeni

Arapça nwr kökünden gelen nūr نور  “ışık, ışıma” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Aramice/Süryanice nūr veya nūrā נוּר  “ateş” sözcüğü ile eş kökenlidir. Bu sözcük Akatça aynı anlama gelen nūru veya nīru sözcüğü ile eş kökenlidir.

biz enerji bilimi enerjinin varlığın dinamiği paradigma bakış açısı gözüyle baktığımızda ilhan irem’in ve einstein’ın aynı keşiflerinde yani karanlık ışığın negatif iyonize olmuş izdüşümüdür ve karanlık ışığın yokluğudur ifadelerindeki gibi ifrit varoluşunu ışığın meleğin negatif iyonize olmakta olan olmuş hali olarak resmedebiliriz resmedilebilir

İfrit Kelime Kökeni

Ar ˁifrit عفرت bir tür zararlı cin OFa āfrīta yaratık, mahluk OFa āfrītan yaratmak  aferin

Tarihte En Eski Kaynak

[ Aşık Paşa, Garib-name (1330) : yir içinden hem çıkar ˁifrit yılan ]

Önemli Not: Bu kaynak kayıtlara geçmiş ve bu kelimenin kullanıldığı yazılı ilk kaynaktır. Kullanımı daha öncesinde sözlü olarak veya günlük hayatta yaygın olabilir.

Kelime Kökeni

Arapça ˁifrit عفرت  “bir tür zararlı cin” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Orta Farsça (Pehlevice veya Partça) āfrīta “yaratık, mahluk” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Orta Farsça (Pehlevice veya Partça) āfrītan “yaratmak” fiilinden türetilmiştir. Daha fazla bilgi için aferinmaddesine bakınız.

Ek Açıklamalar

Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur’an 215.

Etiketler: ArapçaOrta FarsçaTüremeOrta Farsça kategori veya etiketlerine bağlıdır.

 

https://translate.google.com/#auto/tr/ifrit

malezya dilinde ifrit yazdığımızda kötü ruh kelimesini sıfatını görmüş oluyoruz ingilizce afreet olarak form buluyor (in Arabian and Muslim mythology) a powerful jinn or demon demek oluyor yalnız islami olsun olmasın mitoloji kelimesi burada doğru tanıyı engelliyor bilinci köreltiyor

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/ifrit incelediğinizde hissedeceğiniz şey Adnan Oktar ekibinin sıkça söylediği kovulmuş şeytandan Allaha sığınırım ifadesinde kastedilen şeyin şeytanın ifrit ile aynı anlamlar dünyasından geldiğini ideanın aynı olduğunu idrak seviyesine dönüştürmemizi sağlayacaktır

şeytanı şeytan yapan öğrenmeyi reddetmesidir , öğrenmek ise biten bir süreç değildir çünkü Allahın hükmü zamandan mekandan bağımsız vardır ve kul sürekli veya süreksiz idealar anlamlar evrenine seyahat etmek Allaha yönelmek ve intelligence reveal bilgi ışık vahiy aramak zorundadır melekleşme süreci için önerebileceğim eylemi açıklamış oldum to reveal zamir

ruhu’l-kudüs : hayaletin garip huyları

“Your beliefs become your thoughts,
Your thoughts become your words,
Your words become your actions,
Your actions become your habits,
Your habits become your values,
Your values become your destiny.”

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür…
Düşüncelerinize dikkat edin; Duygularınıza dönüşür…
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür…
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür..
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür..
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür…
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…
Mohandas Karamchand Gandhi

bir söze ya da bir yazıya başlarken veya bitirirken kullanılan kuşatıcı söz dizini. kuşatıcı oluşu selam ve dua kavramlarının ihtiva ettiği anlamdan kaynak bulmakta kendisine.

dua yeryüzünde yegane varedence varedilen insanoğlunun varedicisi ile kurduğu iletişim biçiminin adı olarak karşımıza çıkmaktadır. böylesi bir iletişim denemesinde bulunmayan bir insanın vareden tarafından kendisine atfedilen anlamın iletişim denemesinde bulunmama süresince gittikçe yitirilmesi doğal bir sonuç olarak karşımıza çıkacaktır. vareden furkan suresinin 77. ayetinde de ki:” eğer duanız olmasaydı, rabbim size ne kıymet verirdi?…” buyurarak duanın insanın bizatihi kendi değeri ile direk bağlantısını ortaya koymakta ve kuşatıcı boyutu ortaya koymaktadır. aynı şekilde selam kavramı da tüm anlam bütünlüğü ile kuşatıcı özelliğindedir. kelime anlamı itibariyle selam, selamlama, selamet, kurtuluş anlamlarını karşılamak için kullanılır. kur’an’da “selam” dünyevî kurtuluş ve selamete (barışa, barışıklığa) olduğu gibi ebedî kurtuluş ve selamete de delalet eder. bunun için cennete “daru’s-selam” = “selamet evi, barış konağı, barışıklık yeri” denilmiştir. bununla beraber, selam kelimesi, kur’an’da ekseriyetle selamlama ibaresi olarak kullanılmıştır. selamlaşmak hem bu dünyada hem de bir sonraki (son)durak olan dünyada karşısındaki kişiye barışı, selameti, esenliği, hayrı dilemenin ta kendisidir. sadece selam kelimesinden yola çıkarak “aranızda selamı yayınız” düsturunca birarada hayır, barış ve esenlik içerisinde yaşamanın ipuçlarını yakalayabiliriz. bu da insanın hayatını anlamlı kılması bağlamında kuşatıcılık içermektedir. selam ve de dua.. aynı cümlede bir araya geldiğinde dünyanın eksenini yitirmeye başladığı günümüzde ayakta durabilmenin ve anlamsızlaşmamanın anahtarları oluveriyorlar.

selam ve dua ile..

30.05.2006 15:30 ~ 15:35 qazaq 

on freedom

Bu dünyada ne kadar çok gelişme gösterirsek gösterelim, gökyüzünde ne kadar uzağa gidersek gidelim, Ay’a, Venüs’e ulaşalım, pek çoğumuzun yaşamı yine de son derece sığ ve yüzeysel; dıştan göründüğü gibi. İçe doğru gitmek çok daha zor; bunun belirli bir tekniği yok, hiçbir profesör bunu öğretemez, içe doğru yolculuk etmeyi öğrenebileceğiniz bir laboratuvar yok. Sizi yönlendirebilecek bir öğretmen yok ve—lütfen buna inanın—zihin denen bu karmaşık varlığı araştırmanıza yardım edebilecek hiçbir tür yetke de yok. Bunu bütünüyle kendiniz hiçbir şeye bağımlı olmadan gerçekleştirmelisiniz. Çağdaş uygarlık her geçen gün daha da karmaşık, dışsal bir duruma geldikçe, ilerledikçe, hepimizin çok daha yüzeysel yaşaması yönünde bir eğilim oluşuyor, öyle değil mi? Konserleri daha sık izliyoruz, zekice yazılmış kitaplar okuyoruz, hiç durmadan sinemaya gidiyoruz, entelektüel tartışmalar yapmak için bir araya geliyoruz, analistlerin yardımıyla kendimizi psişik olarak sorguluyoruz. Ya da son derece yüzeysel yaşamlar sürdüğümüz için, kiliseye yöneliyoruz, zihinlerimizi akla uygun olsun olmasın o çevrenin dogmalarıyla, neredeyse saçma inançlarla dolduruyoruz ya da gizemciliğe kaçıyoruz. Başka bir deyişle, günlük yaşamımızın sığ olduğunu fark edince, ondan kaçmaya çalışıyoruz. Zihinlerimizi kuramsal felsefelerle, meditasyon dediğimiz şeyle, düşüncelerle dolduruyoruz, oysa bütün bunlar kendi kendini uyutmaktır. Ya da entelektüel biriysek, kendimize içinde doyduğumuz, hoşnut yaşadığımız bir düşünce dünyası yaratıyoruz.
Bütün bu süreci görünce, bana öyle geliyor ki, sorun ne yapmak, nasıl yaşamak, dünya üzerinde sürüp giden savaşlarla ve kargaşayla karşılaştığımızda nasıl davranmak gerektiği değil, özgürlüğü nasıl sorgulayacağımızdır. Çünkü özgürlük olmadan yaratma olmaz. Özgürlük derken istediğinizi yapma, arabaya atlayıp gaza sonuna kadar basma, istediğinizi düşünme ya da belirli bir etkinlikle uğraşma özgürlüğünden söz etmiyorum. Bu gibi özgürlükler bana gerçekte hiç de özgürlük gibi gelmiyor. Zihnin özgür olması olanaklı mı? Çoğumuz bu yaratıcı hal içinde yaşamadığımıza göre, bence düşünceli, ciddi her insanın bu soru üzerinde derinlemesine ve çok ciddi bir biçimde düşünmesi zorunlu.
Gözlemlerseniz, özgürlüğün sınırlarının günden güne daraldığını göreceksiniz; siyasi, dinsel, teknolojik açıdan zihinlerimiz biçimlendiriliyor, günlük yaşamımız o özgürlük niteliğinden çok şey eksiltiyor. Uygarlık düzeyi arttıkça özgürlük azalıyor. Uygarlığın bizi yalnızca birer teknisyene dönüştürdüğünü fark ettiniz mi bilmiyorum, bir teknikle donanan zihin özgür bir zihin değildir. Kiliseyle, dogmalarla, kurumsal dinle biçimlendirilen bir zihin de özgür bir zihin değildir. Bilgiyle körleşen bir zihin özgür bir zihin değildir. Kendimizi gözlemlersek, kısa süre sonra zihinlerimizin bilgiyle ne kadar yüklü olduğunu—ne kadar çok bildiğimizi—anlarız. Zihnimiz yeryüzündeki bütün kurumsal dinlerin yüklediği inançlara ve dogmalara bağlı. Aldığımız eğitim geçimimizi daha rahat sağlamak için daha çok teknik öğrenmeye yönelik bir biriktirme süreci. Dolayısıyla çevremizdeki her şey zihinlerimizi biçimlendiriyor, her türlü etki bizi yönlendiriyor, denetliyor. Böylece özgürlüğün sınırları günden güne daralıyor. Sorumluluğun korkunç ağırlığı, toplumun görüşünü kabullenme, kendi korkularımız, kaygılarımız—bütün bunlar, kişi farkındaysa, özgürlüğün niteliğinden kaybettiriyor. Belki de tartışıp anlayabileceğimiz bu: İnsan nasıl hem zihnini özgürleştirip hem de bu dünyada bütün tekniklerle, bilgilerle, deneyimlerle birlikte yaşayabilir? Bence sorun bu, yalnızca bu ülkede değil, Hindistan’da da, Avrupa’da da, dünyanın her yerinde temel sorun bu. Yaratıcı değiliz, gün geçtikçe daha da mekanikleşiyoruz. Yaratıcılıkla yalnızca bir şiir yazmaktan, bir resim çizmekten, yeni bir şey bulmaktan söz etmiyorum. Bunlar yalnızca yetenekli bir zihnin yetileridir. Kendisi yaratma olan bir halden söz ediyorum.

Ama bütün bunlara merkezi sorunu, zihinlerimizin günden güne koşullandığını, özgürlüğün sınırının daraldığını anladığımızda gireceğiz. Bizler bayrağın ardındaki bütün coşkulu, ulusal nitelikleriyle ya Amerikalıyız, ya da Rusuz, Hintliyiz. Bizler sınırlarla, dogmalarla, çelişkili düşünme yollarıyla, farklı dinsel ve kurumsal düşünce biçimleriyle birbirimizden ayrılmışız; siyasi, dinsel, ekonomik, kültürel açıdan ayrılmışız. Çevremizde olup biten bu bütünsel süreci inceleyecek olursanız, birey olarak biz insanların çok az öneminin olduğunu, hemen hemen hiçbir şey olmadığımızı görürsünüz.
Birçok sorunumuz var, hem bireysel hem de toplumsal anlamda. Bireysel olarak belki bunların bazılarını çözebiliriz, toplu olarak da elimizden geleni yapmamız gerekir. Ama kuşkusuz bütün bu sorunlar temel sorun değil. Bana göre temel sorun zihni özgürleştirmek, ve kendisini anlamadığı sürece insan kendisini özgürleştiremez ya da zihin kendisini özgürleştiremez. Bu nedenle kendinin bilgisi gerekir: kendini bilmek. Bu belirli bir farkındalık niteliği gerektirir; çünkü insan kendisini bilmezse uslamlamak, düşünmek için dayanabileceği bir temel olamaz. Ama bilmek ve bilgi iki farklı şeydir. Bilmek sürüp giden bir süreçtir, oysa bilgi her zaman durağandır.
Bu nokta yeterince açık mı bilemiyorum; değilse, belki konuştukça açıklayabilirim. Ama şimdi yapmak istediğim belirli şeylere dikkat çekmek; sonra bunları araştırabiliriz. İşe tablonun bütününü görerek başlamalıyız—belirli bir noktaya, belirli bir soruna ya da eyleme yoğunlaşarak değil, varoluşumuzun bütününe bakarak. Bizim bu olağanüstü tablomuzu bir kez görünce, kendi kitabımızı elimize alıp onu bölüm bölüm, sayfa sayfa inceleyebiliriz. Bana göre temel sorun özgürlüktür. Özgürlük bir şeyden özgürlük değildir; öyle olursa yalnızca bir tepkidir. Özgürlük bundan bütünüyle farklı bir şeydir. Korkudan özgürsem bu başka bir şeydir. Korkudan özgürlük bir tepkidir ve yalnızca belirli bir yüreklilik göstergesidir. Ben bir şeyden özgürlük olmayan, bir tepki olmayan özgürlükten söz ediyorum ve bu oldukça derin bir anlayış gerektiriyor.
Söylemek istediğim yalnızca bireysel olarak değil, aynı zamanda bütün dünyada büyük ölçüde rahatsızlık, belirsizlik olduğu; bu rahatsızlık, bu belirsizlik nedeniyle her türlü felsefe ortaya çıktı: çaresizlik felsefesi, an’ı yaşama felsefesi, varoluşu olduğu gibi kabul etme felsefesi. Gelenekleri yıkma, kabul etmeme, bir tepki dünyası kurma söz konusu. Bir dini terk edip bir başka dine geçiyorsunuz; bir Katolikseniz, Katoliklikten vazgeçip Hindu oluyorsunuz ya da başka bir gruba katılıyorsunuz. Kuşkusuz bu tepkilerin hiçbiri zihninizi özgürleştirmenize hiçbir biçimde yardım edemez.
Özgürlüğün olması için kendinin bilgisinin olması, düşünme biçiminizi bilmeniz ve bu süreçte zihnin bütün yapısını keşfetmeniz gerekir. Olgu bir şeydir, simge başka bir şey; sözcük bir şeydir, sözcüğün temsil ettiği başka bir şey. Çoğumuz için simge—bayrağın, haçın simgesi— son derece önemli bir duruma gelmiş, bu nedenle simgelerle, sözcüklerle yaşarız. Ama sözcük, simge kesinlikle önemli değildir. Sözcüğü simgeyi kırıp onun ötesine geçmekse şaşırtıcı ölçüde zor bir iştir. Zihni “Sen bir Amerikalısın, Katoliksin, demokratsın, Russun, Hindusun” gibi sözlerden özgürleştirmek çok zordur. Ama biz özgürlüğün ne olduğunu sorgulamak istiyorsak, simgeyi, sözcüğü yıkmalıyız. Zihnin sınırları eğitimle, içinde yetiştirildiğimiz kültürü kabul etmekle, kalıtımızın bir parçası olan teknolojiyle çizilir ve düşünmemizi koşullandıran bütün bu katmanların içine sızmak son derece dikkatli, duyarlı bir zihin gerektirir.
Sanırım en başta bu konuşmaların hiçbir koşulda sizin düşünmenizi yönetmek, denetlemek ya da zihninizi biçimlendirmek amacı taşımadığını anlamak en önemlisi. Bizim sorunumuz belirli bir örgüte üye olarak, bir konuşmacıyı dinleyerek, bir Doğu felsefesini kabul ederek, Zen Budizmine kendinizi kaptırarak, yeni bir meditasyon yöntemi bularak, meskalin ya da benzer bir uyuşturucu alıp yeni düşlere dalmakla çözülemeyecek kadar büyük bir sorun. Bize gereken berrak bir zihin—sorgulamaktan korkmayan, tek başına kalabilen, kendi yalnızlığıyla, boşluğuyla yüzleşebilen, bulmak için kendisini yok edebilen bir zihin. Dikkatinizi çekmek istediğim nokta gerçekten ciddi olmanın önemi: Buraya eğlenmek için ya da meraktan gelmiyorsunuz. Bütün bunlar zaman kaybı olur. Bundan çok daha derin, çok daha geniş, kendimiz için keşfetmemiz gereken bir şey var: kendi bilincimizin sınırlarının ötesine nasıl gideceğimiz. Çünkü bütün bilinç bir sınırlamadır ve bilinç alanı içindeki hiçbir değişim gerçekte değişim değildir. Bana göre zihnin koyduğu sınırların ötesine—gizemli bir biçimde değil, bir yanılsama haliyle değil, ama gerçekten—geçmek olanaklı. Ama bunu ancak zihnin niteliğini sorguladığınız ve kendinize ilişkin gerçekten kapsamlı bilgi sahibi olduğunuz zaman gerçekleştirebilirsiniz. Kendinizi bilmeden uzağa gidemezsiniz, çünkü yanılsamaya kapılıp kaybolursunuz, düş ürünü sanılara, mezhepçiliğin yeni biçimlerine kaçarsınız. Konuşmacıya göre, yaşamımızın ve temel sorunumuzun bütün bu yönlerini ele almak özgürlük sorunudur. Çünkü ancak özgürseniz keşfedebilirsiniz; ancak özgürseniz yaratıcı bir zihin olabilir; ancak zihin özgür olduğunda sonsuz enerji vardır—ve gerçekliğin devinimi bu enerjidir.
Sonuç olarak size zihninizin köle olduğunu düşünmenizi, gözlemlemenizi ve bunun farkına varmanızı öneririm. Bu ana kadar söylenenler yalnızca kitabın içindekilerin bir özeti; eğer özetle, başlıklarla, birkaç görüşle yetiniyorsanız, korkarım pek uzağa gidemezsiniz. Bu bir onaylama ya da yadsıma sorunu değil, daha çok kendinizi sorgulama sorunu—sorgulamak hiçbir yetke gerektirmez. Tersine, hiç kimseyi izlememenizi; kendi üzerinize ışık saçmanızı gerektirir. Saygılı, dindar olmak gibi belirli bir davranış biçimine, etkinliğe bağlanırsanız kendi üzerinize ışık saçamazsınız. İnsan çok uzağa gitmek için çok yakından başlamalı, ama insan kendini bilmezse çok uzağa gidemez. Kendini bilmek hiçbir analiste bağlı değildir. İnsan her tür ilişkide, her gün kendini gözlemleyebilir. Bu anlayış olmadan zihin asla özgür olamaz.
Ojai, 21 Mayıs 1960
J. Krishnamurti, Özgürlük Üzerine, Ayna Yayınevi

masscollabs

“Dünya planı, bir öğrenim programının kurgulandığı ve uygulandığı sanal bir simülasyon sahnesinden ibarettir. Bu yüzden de dünya sahnesinde ‘düalite illüzyonu’ oyunu programlanmıştır; İnsan sözde iyi-kötü (diye adlandırılan) eylemleri deneyimleyerek Öz Varlığı olan elektromanyetik enerji alanının (Ruh’unun) titreşimini nasıl yükselteceğini öğrenir..

Bir insan; Tanrı (Tüm Varolanın Merkezi Ana Kaynak) gücü vasıtası ile dünya sahnesinde tezahür ettirdiği tüm bilgeliğe ve anlayışa erişip bu programı çözene kadar bu sanal dünya planetindeki eğitimi sırasındaki rollerini oynayacağı enkarnasyonlarından ayrılamaz.

İnsan bu temel anlayışa ulaştığında ve bu matriksten çıktığında artık hiçbir yerde çatışma ve yanlış görmez, çünkü tüm Varolan’da mükemmelliği ve Bir’liği görür.

Bu program öğrenildiği zaman, Ruh varlığı başka bir boyuta geçerek daha yüce realiteleri deneyimlemeye ve öğrenmeye başlayacak ve yeni holografik sahnelerde oynayacağı ve deneyimleyeceği yeni rollerinin kurgularını başlatacaktır….

Hepimiz O’ndan gelen ve O’ndan olan Yıldız tohumlarıyız ve mükemmel oyunlar kurgulayıp, oskarlık oyunculuklar çıkartan Yıldız’larız…

Işıltınıza sahip çıkın!.”

haktan akdoğan ( aslında bu aşamada haktan akdoğan yok )

çok oldu matriksten çıkalı hayat bana huzurla doldu yeri göğü inletsem sesimi duyar mısın ?